"bazen yolda ya da herhangi bir yerde bir tanıdığınıza rastladığınız fakat o esnada kendinizi hazır hissetmediğiniz için ya da başka bir nedenle o kimseyi görmezlikten geldiğiniz vaki değil mi? peki, daha sonra, o kişiyi sahiden gördüğünüzü teyit edecek bir araştırma yapıyor musunuz? hayır, buna gerek duymuyorsunuz. çünkü daima gözlerinize inanıyor ve nedense kendinize fazlasıyla güveniyorsunuz. görmeyi reddettiğiniz o kimse ya bir hayalden ibaretse? ya olmayan birine karşı bilinçli ve geçici bir körlük içindeyseniz? imkansız mı? ne derseniz deyiniz, çok zayıf ve küçük de olsa böyle bir ihtimal var. kayıtsızlık, bir yok etme çabasıdır."

dublörün dilemması, murat menteş.

"

ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim
lazım gelen gülleri göğsüme gömmüşüm
birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim
bunu daha çok küçükken bir filmde görmüştüm!

ah laikse aşkımız biter elbet bir kışbaharyaz günü
gözlerin uçurumlar kaydeder avuçlarıma
bir çınar gövdesini bir hamle daha yayar
üç içbükey komodin silah çeker vurulur
sen gidersin, denklem düşer, ben aşk olduğumu ağlarım
bir kelebek konduğu yerde bir mayın olduğunu anlar.

"

ah muhsin ünlü

"

gül benizli isyanım
eksi çıktıkça kanım
arta durdu bicanım
ben ölsem ölsem bile

dipdiri o sol yanım.

"

halime tercümandım, can yücel.

"bu gemi ne zamandir burada
coktan bosaltmis yukunu
gece de olmus, rihtim da bombos
mavi bir suyun dusunu uyutur bir tayfa
arkada, guvertede
ah, neresinden baksam sessizlik gene.
yururum usuldan, girerim bir meyhaneye
icerde uc bes kisi
yalnizlik uc bes kisi
bir kadeh raki soylerim kendime
bir kadeh raki daha soylerim kendime
-soyle be! ne zamandir burda bu gemi
-denizin degil huznun ustunde.
belki yarin gidecek
bir ani gelecek bir baska aninin yerine.
insan bazen aglamaz mi bakip bakip kendine."

bu gemi ne zamandir burada, edip cansever.

"bu dünyada can sıkıntısının bir başka anlamı var baylar.
elmalar silik silik kırmızı artık -olsun-
gözlerimiz tozlanmış, kirli
gizlisi yok, bu dünyada böyle sıkılmak iyi
sıkılmak iyi baylar
biz hazır tuttukça böyle
içi yangından alev alev
dışı buz tutmuş kalplerimizi."

eylülün sesiyle, edip cansever.

"biliyorsun, bizim her türlü yalnızlığımız
yeni bir dil olacak yarın."

akdeniz salgini (halikarnas balikcisi’na), edip cansever.

http://denizinustundealabulut.blogspot.com/

"ansizin, matematikcilerin sifir dedikleri seyi dusunuyor. onlarin sifiri, o gune degin kendisinin yoklugu dusunmek icin kullandigi terimlerden -ansizin- apayri gorunuyor gozune. Kaos’a ancak Tanri duzen getirmisti. ama sifirin ustune insanlar biri, ikiyi cikabiliyorlardi. bu orman sifirdi simdi. biri, ikiyi, ucu cikmak, sifirdan hareket ederek… bu da yepyeni bir dusunce: sifirdan hareket etmek, kolu gucunce, kafasi, insanligi gucunce, bir seyler dizmek art arda, bir sey yapmak…"

uzun surmus bir gunun aksami, ada, bilge karasu.

"halbuki sizinti hep vardir, ip gibi, yasadiklarimizdan, okudugumuz kitaplardan, seyrettigimiz filmlerden zihnimize akan bir seyler hep vardir."

sinek isiriklarinin muellifi, baris bicakci.

"Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar."

mendilimde kan sesleri, edip cansever.

"the creation of a state is an essential precondition for economic growth. the state, however, is the source of man-made economic decline."

a framework for analyzing the state in economic history, douglass c. north

"-Olan oldu, her şey gelip geçiyor.
-Hiçbir şey geçmiyor, geçen yalnızca zaman…"

itiraf, zeki demirkubuz

"her gun bir kez bu kitabin basina gectim. her gun bir kez disari ciktim kirik bir bulutla yurudum, her gun bir insana bakip, yuzumu yere egdim. her gun bir gazeteye bos gozlerle baktim. her gun birileri konustu, onlari dinliyor gibi yaptim. her gun bir kez “neredeyim” diye sordum kendime. her gun bir kuzey kisi indi icime. her gun karsimda duran fotograflarina baktim. bir kez ofkelendim her gun bir kez sordum kendime neden bu kadar baglandin. her gun adalet ve zalimlik uzerine dusundum. belki de her sey. her gun bir barbar, bir medeni ile gezdim sokaklarda. minareleri her gun sabaha ezan sesleriyle ben actim. her gun bir perdeyi aralamaya calistim. her gun hicbir seyi anlamadigimi dusundum, her gun herseyi anladigimi dusundum. guvercinleri yolculadim. her gun, gunlere dayanamadigimi dusundum. kitaplari alt alta dergileri kivirarak yan yana dizdim. ne idugu belirsiz yerler benimle yurudu. gordugum her “cumle” bana bir bicak gibi batti, anlamadim."

y’ol, birhan keskin.

"hiçbir şey gelmeyecek bundan böyle
gerçekten iyi misin ingeborg?
affedebildin mi?
tekrar sevebiliyor musun?
yaralanan birşey tekrar iyileşebilir mi?
iyileşen yerde iz kalınca
tekrar eskisi gibi olunur mu?
hayır ingeborg
iz bırakmaz insanı.
hiçbir iz bırakmadı beni
hiçbir iz onu bırakmadı
ve biz bu izlerle eskisi gibi olamıyoruz.
eskisi gibi olunamayınca
ne öncesi gibi ne de sonrası gibi
olunamıyor.
hiçbir zamanda olamamak
bunu anlamak
ah ingeborg.
martı çığlıklarıyla bile olsa
yırtılan ipek bir daha dikilemeyecek."

kim bagislayacak beni, birhan keskin.

"ben de guldum. tavandan bas asagi sarkmis haliyle o kadar guzel ve aykiriydi ki. asagi dokulen uzun saclari, beyaz tisortunun altinda iki mukemmel gozyasi damlasini andiran gogusleri. kitap kulesinin uzerine cikip optum onu. dilini dilimde hissettim. ayagimin altindaki kitaplar devrildi ama havada kaldim, bir tek dudaklari tutuyordu beni."

gazze blues, etgar keret